(Turkish) Macahel 2018
Doğu Karadeniz

Sorry, this entry is only available in Turkish. For the sake of viewer convenience, the content is shown below in the alternative language. You may click the link to switch the active language.

 

1921 yılında Türkiye ile Rusya arasında yapılan sınır anlaşması ile Gürcistan’ın doğu Karadeniz bölgesinde Türkiye toprakları içerisinde kalan bölge Macahel. Yeşilin, sarının, kırmızının, mavinin kaç tonu vardır bilir misiniz, işte bütün bunların hepsini görebileceğiniz, asırlık ağaçların, boz ayıların, adını duymadığınız endemik bitkilerin yetiştiği, dünyanın en lezzetli balının olduğu yeryüzündeki cennetin şubelerinden biri. Camili Köyü merkez olmak üzere Efeler, Kayalar, Uğur, Düzenli, Maral köyleri ile toplam altı köyden oluşan, yazın muhteşem doğası, henüz bozulmamış bitki örtüsü, özgün meyveleri, sebzeleri, yöresel yemekleri, başlayınca bitmeyen yağmuru, deli rüzgarı, kışın ağaçların gelinlik giymiş gibi halleri, beyaza bürünmüş dağların, yamaçların güzelliği, kardan yolların kapanıp geçit vermez vadilerde ulaşımın bittiği merhametsiz güzellikler diyarı Macahel.

Son on yıl öncesine kadar defalarca gittiğim yerde, merkez Camili de asfalt yollar, pansiyon oteller ile giderek turistik olma yönünde hareketler başlamış, yoga salonları bile açılmış. Yakın gelecekte Pizza Hut, Starbucks gibi kafeler açılırsa şaşırmamak gerekir.  Büyük çoğunluk olarak medeni, sosyal, kendi kültürleri ile Gürcülerin yaşadığı bölgede, Camili ve havzası 2005 yılında UNESCO tarafından “Biyosfer Rezerv alanı” kategorisinde Dünya Mirası olarak kabul edildi ve bütün dünyaya ilan edildi. Ne demektir Biyosfer Rezerv Alanı? Doğanın insan eli ile bozulmadığı ve doğa ile insanın uyumlu yaşam kültürünün sürdürdüğü yerlere verilir biyosfer Rezerv Alanı statüsü. Macahel Türkiye’nin ilk ve tek Biyosfer Rezerv Alanı’dır.  Bozulmamış doğal hali ile kalan ender yerlerden biri olan bölgeye, önceleri cazip gibi görünse bile sonraları büyük bedeller ödenen turistik tesisler adı altında kontrolsüz yapılanmaya izin vermemek gerekir diye düşünüyorum. Galiba yöre halkı, buranın dünya mirası ilan edilmesini, bütün haklarının kısıtlanacağı, imkanlarının yok edileceğini düşünerek hafiften karşı çıkıyor gibi. Belli ki, bilgi eksikliği var, yalan yanlış haberler ortada dolaşıyor. Dünya mirası ilan edilmiş başka yerlere bakılsa sistemin ne kadar imkanlar sağladığını, yerleşik olanların gayet iyi imkanlar elde ettiği görülür.

Borçka’dan Macahel’e giderken genelde uğranacak ilk nokta, bir krater gölü olan Kara Göl olur. Sabah güneşin doğuşu ve akşam batışı inanılmaz renk fırtınası, doyamazsınız güzelliğe, hele sonbahar renkleri aman aman, fotoğraf makinası bile bu güzelliğe dayanamıyor… Talep patlaması ilk meyvelerini vermeye başlamış, yazın kalabalık, izdiham, adım atacak yer kalmamış, gölde bolca plastik kayıklar, ayarsız bilinçsiz yapılan çardaklar.. Doğayı kızdırırsanız bunun bedelini ağır ödetir size. Anlatılan, bu sene trafiğe ve kalabalığa jandarma müdahale etmek zorunda kalmış.  Sezon sonu olduğu için o vahşet ile tanışamadık! Kara göl gene eskisi gibi ağır ve vakur bir şekilde bütün sonbahar renkleri ve muhteşem güzelliğini bizden esirgemedi, güzel fotoğraflar yakaladık. Seyretmekle bitmiyor, fotoğraf çekmekle bitmiyor ama akşam Efeler köyüne ulaşmamız gerekir. Bu mevsimde her zaman aşırı yağmur riski hep vardır.

Şanslıyız, Efeler köyünde merkezin biraz dışında Dedaena pansiyon oteldeyiz çevre, yer gök muhteşem. Doğa bugün cömert, güzelliklerini saklamıyor, doyamazsın havasına suyuna, Nerede var; dalından sebze meyve ile beslen, susayınca ilk önüne gelen dereden eğil suyunu iç. Hava bedava, su bedava…

Maral köyünde tarihi İremit cami, çok önemli. 1851 yılında Osmanlı döneminde tamamen ahşap olarak inşa edilen camii, kök boya kullanılarak yapılan rengarenk boyanmış motifleri ile bilinenden farklı, karakteristik. Çok güzel. Bakımlı ve dimdik ayakta.  Çok renkli cami örneklerinden.

Buralara gelince gidilmesi gereken yerlerden biri de Maral şelalesi. Bir günlük program gibi, Camili köyünden geçip gidiliyor. Yaklaştıkça suyun sesini duyacaksınız. Yerler ıslak ise dik inilen yamaçlara dikkat etmek gerekir. Sonunda işte her zaman ki haşmeti ile yüksekten akan su ve sesi.. Buraya ulaşmak çok rahat değil belki ama, cennete ulaşmak için biraz çamura katlanmak gerek. Hava çok kuvvetli olmasa da yağışlı, üstümüzde yağmurluk, seyir terasından doğa, tabiat, uçan kuşlar, suyun dayanılmaz etkileyici sesi, meditasyon yapar gibi hafiften hipnotize kıvamındayız. Sanki zaman durmuş dünya dönmüyor, sonsuzluğa dalıyorum.. Buradan ayrılmak kolay değil ama, dönüşe geçiyoruz. Herkes bir yerlerde fotoğraf peşinde.. Yolda piknik usulü hafif bir atıştırma ile bugün tamamdır.

Yağmurluklar üstümüzde, Tamara köprüsüne gidiyoruz. Derenin yanında hafif meydanlık gibi bir yer, keçiler, çobanlar, doğal yaşamın en dibindeyiz. Çoban deyip geçmeyin, konuşabileceğiniz akıllı uslu insanlar. Genç güzel medeni Gürcü kızları, öyle erkek görünce kaçan günah diye saklanan cinslerden değil. Tamara köprüsü önemli, aslında köprü değil de Tamara daha önemli.

Hani Akdeniz bölgesine gittiğiniz zaman bolca Kleopatra efsanelerini dinlersiniz ya, Kafkas yöresinde de çok anlatılan Tamara efsanesi. 12. Yüz yılda Gürcü Krallığının başında dünyalar güzeli Tamara adında bir kraliçe varmış. Bu dönemde Gürcü Krallığı en geniş sınırlara ulaşmış, en güçlü olduğu ve altın çağı yaşadığı belirtilir.

Emrindeki askerlerden en güvendiği dört şövalyeye, öldükten sonra cesedini kimsenin bulamayacağı kadar uzaklara götürüp kimseye görünmeden gömmelerini emreder. Tamara bir gün ölür ve herkes mezarının nerede olduğunu merak eder ancak bir türlü öğrenemezler. Daha sonraları, bir çoban göğsünden bıçaklanmış dört şövalyenin cesedini bulur, bunların Tamara’yı toprağa gömen şövalyeler olduğu kabul edilir ve halen mezarının nerede olduğu bilinmemektedir.

Bir başka hikaye ise; Tamara ülkenin değişik yerlerindeki dokuz köye mezar kazdırır ve ölünce bunlardan birine gömülmesini ve bundan da kimsenin haberi olmamasını emreder.  Ölünce de bunlardan birine gömülür… Bugün Tamara’nın mezarının nerede olduğu bilinmemekte, ancak birçok farklı yerde insanlar türbe ve mezarları, “Tamara’nın Türbesi” diye korumakta ve adaklar adamaktadır. Macahel de de Tamara’nın yaptırdığı köprü ve O’na ait olduğu söylenen yerler var. Hatta Borçka’da, Damar köyünün geçmişte Tamara’nın yaşadığı yer olduğu da söylenir. Kendisiyle evlenmek isteyen erkekler ile ilgili çok hikayeler anlatılır. Hikayesi bol bir konu..

Bugün Camili Köyündeyiz. Önce merkez Camili Camii.  Yapılış tarihi kesin bilinmemekle birlikte, Osmanlı Padişahı II. Mahmut döneminde yani 1819 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir. 1855 yılında yaşanan bir çığ felaketi nedeniyle cami tamamen yıkılmış, kerestelerinin bir kısmı tekrar kullanılarak yeniden inşa edilmiştir. Son zamanlarda tekrar restore edilmiş, şimdi tam olarak yenilenmiş. Ancak eskiden biraz renkli olan hali değişmiş, biraz daha sade olmuş. İlk halinin bu olduğu söyleniyor. Motifleri, ahşap işlemeleri ile gerçekten çok güzel. Burada zaman harcadık biraz ama değdi, döneminin güzel örneklerinden.

Macahel’e hayat veren bilinirliğini artıran, arıcılık konusunda büyük katkıları olan Tema’nın binasında bölge ile ilgili çok güzel dokümanter bir filim seyrettik. Daha önce geldiğim yılları hatırladım, zamanda yolculuk gibi bir şey. Geçmişte tanıştığım, konuştuğum bende halen fotoğrafları olan bir çoğu bugün yok artık, hayatın gerçek yüzü.. Efkarlandım galiba..

Burada arıcılık çok gelişti ve yöre halkının ciddi gelir kaynaklarından biri. Ayıptır söylemesi, yıllardır buradan aldığım kestane balını keyifle yerim, çok güzel hani..

Dönüşte yolda çardak altında bir şeyler atıştırıp çay molasındayız. Hava açık keyifli, yukarılara tırmanıyorum tepelerden farklı açıdan bir şeyler yakalar mıyım diye. Epey yoldan sonra karşıdan belinde ipten kuşak elinde torbası biri geliyor. Yolun bu tarafına geçti, belli ki konuşmak ister benimle, aslında benim de isteğim.

-Merhaba, nereden gelir nereye gidersin, sen buralardan değilsin

-Merhaba, arkadaşlarla birlikte geldik İstanbul’dan fotoğraf çekmek için.

-İyi yapmışsınız, çok güzel yerler buralar, havası suyu..

– doğru bizde bunun için buralara geldik.

-Benim adım Mevlüt Çavuş, buranın yerlisiyim. Siz buraları bilmezsiniz, buralarda yağmur birden bastırır, aniden sis iner, belli olmaz ama bu mevsimlerde kar bastırabilir. Şu yan aşağıdaki ev benim, kapısında onluk çividen mandal var, sıkışırsanız hemen girin oraya sığının. İçeride yiyecek bir şey de var, semenderin altıda odun var yakın üşümeyin istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Yalnız giderken sobayı iyice söndürün, ateş falan çevreye zararımız olmasın. Dikkatli olun.. Haydi selametle kalın …

Torbasındaki dört nardan en düzgün üçünü elime tutuşturdu, “arkadaşlarınla yersin” dedi yürüdü gitti. Doğru dürüst vedalaşamadık bile.

Bu nasıl bir şey, hayatında ilk defa yolda karşılaştığın yabancı birisine evini karşılıksız açmak kendi azığını paylaşmak.. Hani insanlık dersi deriz ya, al sana insanlık dersi, işte bu. Anadolu insanı, candan, içten, yürekten, karşılık beklemeden misafirperverlik, yani vicdanlı olmak, adam olmak işte böyle bir şey. Şehir dediğiniz yerde elli kuruş eksik olsa marketten bir bardak su alamazsınız.

Kesintisiz hayat boyu eğitim, öğrenecek ne çok şey var..

Buralarda biraz vakit harcayıp, çevre fotoğrafları falan, yolda oyalanarak Efeler köyüne dönüyoruz. Akşam yemekleri müthiş hem yöresel hem de gayet lezzetli. Bu kadar harekete rağmen kilo alıp döneceğiz geri.

Geceleri ciddi soğuk. Ekim sonu, buralar için sezon kapanmış muhtemelen kaldığımız yerin bu senenin son müşterisi biziz. Böyle olunca odalarda ısıtma düzeni yok. Bence bu zamanlar, sonbahar sonu, ağaçların en renkli halleri, doğanın kış hazırlığı ve işte bu güzelliği yakalamak için bu zamanda geldik.

Yarın kar geliyor, hava durumu böyle. Sabah dağların üzerine parçalı sis bulutları inmiş, dağlar sanki tül perdeyle dantel ile kaplanmış gibi. İnanılmaz güzellik, bulutlar hafiften esen rüzgarın etkisi ile sürüklenerek hareket ediyor ve karşınızda sürekli değişen muhteşem doğa manzarası. Dünyanın en güzel panorama geçidi, kafanızı nereye çevirseniz her an farklı bir görsel. Tanrım öldüm de cennete mi geldim! Tepelere ciddi kar yağmış gece Machel geçidi kardan kapanmış. Bugün arkadaşlarımızdan biri geri döndü, öğrendik ki geçitte zorlanmışlar. Aslında macerayı severim, buralara bir de kışın gelmek lazım.. Hava hem soğuk hem yağmurlu.

Terasta böyle bir manzaranın önünde güzel bir kahvaltı, sabah çayımız kahvemiz keyifler gıcır. Daha iyisini hayal bile edemezsiniz. Kayalar köyüne gidiyoruz. Başka bir tepeden farklı açıdan sislerin dansını seyretmek fotoğraflamak için. Herkes kendi dünyasının fotoğrafını çekiyor, sürekli değişen güzellik.

Doğanın sunduğu ziyafeti tadarak, çevreyi dolaşıyoruz. Bugün öğlen yemeği, Sevda Pansiyonda, Sevda’nın meşhur yöresel ev yemekleri. Bu neydi, bunun içinde ne var, derken sağlam yedik doğrusu. Bir de yemek tarifleri alıyoruz adetttendir, iki dakika sonra adını bile hatırlayamadığımız yemeği eve dönünce yapacağız sanki!

Dereler, ağaçlar, değişik bitkiler, otlar, çağlayanlar derken bugünde akşam oldu.. Akşam sohbetleri, kahveler, çaylar Tanrının verdiği sayılı günlerden birini daha harcadık bugün, ama doğru değerlendirdik bence..

Bugün geç uçakla dönüyoruz. Herkes ağırdan alıyor, kimse ayrılmak istemiyor sanki, birkaç gün daha kalalım teklifine ciddi itiraz bile gelmedi.

Camili Köyünde dolaşıyoruz, bugün öğlen yemeği Mensure Ana’nın evinde. Artık acıkmadan yiyoruz. Harika ev yemekleri, güzel insanlar, ev sahipliği candan davranışlar hele evin küçük kızı dünya güzeli Burku, her şey on puan. Vedalaşıp ayrılıyoruz.

Macahel geçidi, epey kar var, ama yol açık, muhtemelen sonraki günler buralardan geçmek macera olacak.

Rize Fındıklı, Çağlayan Köyüne geldik. Karadeniz çelişkiler dünyası. Rize, tutucu, yaşam olarak muhafazakar şehirlerimizden biridir. Fındıklı ilçesi, modern ve aydın, nasıl oluyor bilemedim, Karadeniz fıkrası gibi. 255 yıllık Şatıroğlu Konakları’nı ziyaret ediyoruz. Sahibi Osman Şatıroğlu, emekli olduktan sonra buraları restore edip pansiyon otel olarak turizme açmış, çok da güzel olmuş. Çevre hakkında bilgilenip güzel sohbet ve ikramlar, tadına doyulmuyor valla. Tavsiye, mutlaka buranın somon balığını yemeniz lazım. Osman bey,“şartmidur” diye sorunca “şartdur” dedi. Hani, Karadeniz de somon hiç heyecanlı gelmedi ama bir bildiği vardır..

Tarihi köprüler ve sonra tavsiye üzerine balıkçıya gidiyoruz. Burada yetişen küçük olmayan boyda tatlı su somonu, ortaya farklı hazırlanmış balık söyledik ki hepsinden tadalım diye. Aman aman yarabbim.. İnanamazsınız, yediğim en güzel somon balığı, somon İskender, labneli somon, şiş, özel marine edilmiş somon. Ben balığı severim, pişiririm ve güzel de yerim, yani biraz anlarım. Hiçbir büyük şehirde bu kadar güzel somon yiyemezsiniz. Sadece balık yemek için buraya gelebilirim. Servis de harika, mütevazi bahçe içinde bir yer. Üstüne birde dondurma kızarması yedik, süper.

Macahel, her zaman güzel, dilerim zaman içinde bu doğallığını kaybetmez, aptal çarpık yapılanmalar, beş yıldızlı havuzlu oteller olmaz.  Karalahanası, silor mantısı, çeşitli mısır ekmeği, sadece burada bulabileceğiniz yöresel yemekleri, candan, samimi, misafirperver Gürcü insanı, yurdumun güzel köşelerinden biri.

Sevgilerimle

Hayrettin Kağnıcı

Ekim 2018

www.hayrettinkagnici.com

 

error: iletişim : hayrettin@ozka.com